Aşk-ı Muhterem

Aşk-ı Muhterem

Edebiyatın yeni sesi...

ZAMAN ERDİ MURADINA

23/8/2009

                                        ZAMAN ERDİ MURADINA


Kumdan kaleler yaptığımız günler dünlerin terkisinde kaldı. Daha büyümenin evresinde gözlerimizi, ibibik kuşlarının vokalinde inen geceye değdirirken, bilemedik hangi zamanın izinde kaldık. Kolumuzdaki yara eksik sancılarımızı dökerken sayfalara,  biz alnımızın paklığında, rüyalarımızı indirdiğimiz kuyulardan bir Yusuf olarak dirildik…

Zaman geçti kapımızdan, yalın halleri süpürürcesine üzerimizden. Şablonu boş yaşamlar benimsedik, düşürdük dilimizden biçimsiz dilekleri. Bir leyl edasıyla ıslanan kirpiklerimizi, darağaçlarında tükettik hatıra niyetine. Şairine küskün utançlar biriktirmemiz, mutlu sonlara erişmemize yetmedi. Bir dolu enkaz yığınına dönüştü, zamanın aşklarımızdan çaldıklarıyla incelen bedenimiz…

Şimdilerde debdebeli ünlemlerde sıkıştırılmış anları yaşıyoruz. Dönüp dolaşıp kendimize gelemiyoruz köşe başlarında. Çoktan seçilemeyen bir çoğunlukta eriyip gitmede ahenkli maşuk zamanlarımız.

Dünler ve bugünler bir poyraz esintisinde sıyrılırken avucumuzdan, yarınlara talip oldu titreyen nefesimiz. Her gün yitiminde keşkelerle tıkanan boğazımızı, boyalı yarınlar dileyerek temizledik. Bilirdik ki bir tarafı eksik kalırdı sevgi yoksulu yüreklerin. Tamam olalım istedik sabun köpüğü hayatlarda yer edinme telaşına giriştik.

Mana ikliminde yüzdüremediğimiz afilli cümlelerimiz vardı. Ana vurulmuşların mekânları, mekânsızlığımıza şahitlik etti yüzümüzde. Öylesine geldik yalandan yaşıyoruz nağmelerini dilimize doladık. Ben ile başlamayan dil döngüsüne, bencilliğe varmayan söz yaftasına duvarlar ördük. Tıkadık kulaklarımızı minarelerden sızan fanilik yankılarına. Gülüşleri yağmalayanlara bir solukta biz oluverdik.

Yalnızlıkların üşüştüğü bahçelerin ayakuçlarında yabancılar gibi baktık kendimize. Kendimiz diye hep başkasına sarıldık. Duymaktan çekindiklerimiz, küpe oldu kulağımıza hiç takmadığımız. Yüzler biriktirdik avuç içlerimizde. Gözlerinin buğusuna can öderim dediğimiz, canlar edindik. Yazılan yazgımıza inat hesapsızca yaşadık. Bilmiyorduk aynılıkların ardındaki ayrılıktaydık.

 

Gözümüze bir şey kaçınca bakmayı ar bildiğimiz yürekler sefahatini yaşıyor artık Öyle çok müzelik kaybımız var ki utanıyor sayılar sayılığından. Herkes alışkın çocuklara atılan bombaların kefaretini ödeyen bulutları görmeye. Firakını yitirmiş gönüllerden bir ad bıraktık geriye Filistin diye. Kan revan sözü ona biçilmişti sanki lügatler ona yazmıştı acının mealini.

Uzun lafın kısası olduk gözler önünde. Doğruya çarpan sözlerimizi geri aldık zamanın perçeminden. Hep kısa metrajlı filmler biriktirdik ceplerimizde. Heybemizin yırtığından bıraktık bir varmış bir yokmuş kerametiyle başlayan cümlecikleri. Göz açıp kapayıncaya kadar bilge olalım istedik sonra. Oysa boyumuz bir arpa boyuna bile denk değildi.

 İri laflar etmeyi en kutsalımız sayıp, başımız üstüne koyduk. Eğreti hüzünler seçip yalandan ağlama nöbetlerine uyandık seher vakitlerinde. Üstüne şiir yazdık arsızlığımızın. Okunsun istedik. Kalın punto kullandık ahvalimizi resmetmeye.


 Edep timsali Yusuf’u hangi yorgun beden hatırlıyor? Kaç çift göz hayâ perdesinden uzatıyor bakışlarını? Hangi ılık tebessüm sadakaların birincisi? Bilemedik…

Sorgulamanın aydınlattıkları zamanın emanetiydi bizlere. Suçlarımıza mahsuben yazılan satırlarda sanık olmayı beceremedik. Zamana yüklemek en kolayıydı devşirilmiş duygu körlüklerimizi. Zaman zaman dedik öfkemizi bastırmak istercesine. Söz bitti kalemimin ucu kırıldı. Zaman erdi muradına kerevetine kim çıkacak?


İklima mert.

Şehrengiz dergisi-1

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder
0 yorum yazilmistir
« Önceki - Sonraki »